Alper Dinçer'in Yeni Günlüğü
Teknoloji, CBS ve Hayata Dair Herşey
Teknoloji, CBS ve Hayata Dair Herşey
27 Kas
Dün D3 ile başladığım yazıma gene D3′ün yaratıcısı Mike Bostock’tan GeoJSON’a kardeş olarak gelen TopoJSON ile devam etmek istedim. GeoJSON pekçok açık kaynak ya da ticari yazılım tarafından desteklenen ve GML’in tahtına aday olan bir format olmasına rağmen eksiklikleri de yok değil. GML’e göre çok hafif ve daha okunabilir bir yapısı olan GeoJSON’ın en büyük sıkıntısı belki de bir topoloji yapısının olmaması nedeniyle bitişik olan poligonlarda kendini tekrar etmesiydi. Bu tekrarlar nedeniyle de boyutta şişmeler olmaktaydı. Aslında hala GML’e göre hala hafif olan GeoJSON bu topoloji değişimine uğradıktan sonra daha da bir hafifledi. Yani anlayacağınız TopoJSON ile tekrar eden koordinatlar azaltılarak yeni ve daha hafif bir format oluşturuldu. Bu arada formatta daha farklı değişikliklerde var ama o konuya şu an değinmeyeceğim.
TopoJSON’ı değerledirmek için Türkiye İller verisini PostGIS üzerinde basitleştirerek gene PostGIS fonksiyonları ile GeoJSON olarak çıktısını aldım. Sonrasında uygun bir dönüştürücü ile TopoJSON’a çevirdim. 284 KB olan GeoJSON verisi TopoJSON’a çevrilince 72 KB oldu. Yani sonuç olarak %75′lik bir sıkıştırma ile aynı veriyi sunabilir hale geldik. Tabi bu veriyi sunabilmek için de standart harita kütüphaneleri henüz kullanılabilir değil. Bu nedenle gene D3 kütüphanesini kullandım.
Aşağıdaki adresten TopoJSON ve D3 kullanarak hazırladığım örnek uygulama ile veri boyutu da dahil olmak üzere 120 KB ile tüm Türkiye’nin illerini gösterebilir oldum. Açık Kaynağın gün geçtikçe bu kadar ilerlemesi ile Github gibi sosyal kodlama sitelerinin popülerliğinin artması bu tarz inovatif oluşumların önünü daha da fazla açacaktır diye düşünüyorum
Uygulama Adresi : http://www.mekansal.com/demo/topojson/
26 Kas
Uzun zamandır farklı birşeyler yapmak istiyordum, haftasonu D3′ü keşfedip sonrasında GEO kütüphanelerinin de olduğunu görünce Amerika eyaletleri için yapılmış versiyonu neden Türkiye İlleri için çevirmeyeyim dedim ve yaptım
Uygulama illerin merkezlerini bulup bir nevi voronoi diagramı oluşturuyor. Sonra da sanki lastik ile bağlanmış gibi illeri birbirine bağlıyor. Açıkçası biraz uğraştırdı ama sonunda değdi diye düşünüyorum. Umarım sizler de beğenirsiniz. Uygulamaya aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.
Uygulama Bağlantısı : http://www.mekansal.com/demo/d3/
5 Kas
Merhabalar,
Gene uzun bir ara sonrası ilk yazım ile devam ediyorum. Gene aklımda periodik olarak bloga yazmak var, ama ne kadar başarılı olurum bilmiyorum
Neyse gene birçok proje ve yeni sistem üzerinde çalışıyorum ARGE olarak ama sonuçta ortaya ne çıkar ilerleyen dönemde göreceğiz.
Uzun zamandır üstüne çalıştığım projelerden birinden bahsetmek istiyorum bu yazımda. Aslında öncelikle Microsoft’un yeni çıkardığı Windows 8′e biraz göz atalım isterim. Öncelikle Windows 8 Microsoft’un yeniden dirilişi olmak zorunda çünkü uzun zamandır izlediği bir piyasa olan tablet piyasasına ve çok geriden girdiği telefon piyasasına yeni bir soluk getirmeyi umuyor. Fakat diğer şirketlerden ayrı olarak eskiden yaptığı iş olan masaüstü uygulamaları da aynı ortamda sunması gerekiyor. Durum böyle olunca (Windows Phone 8′i ayrı tutuyorum) hem tablet hem de masaüstünü bir araya getiren Windows 8 ürününü geçtiğimiz günlerde tüm dünyada tanıttı. Aslında Windows 8 geçen seneden beri farklı sürümler ile beta modunda yayındaydı ve biz geliştiriciler gerek alışmak gerekse yazılım geliştirmek için kullanmaktaydık.
Benim Windows 8 maceram da Şubat ayı gibi başladı. Aslında bir iOS fanı olsamda yeni teknoloji beni her zaman kendine çekmiştir. Hatta bu nedenle yurtdışından bir Lumia 800 getirtmiş ve Windows Phone deneyimimi daha önceki bir yazımda paylaşmıştım. Kısaca tecrübemi paylaşacak olursam iOS’tan ayrıldığım noktada Android yerine Windows Phone’u tercih edebilirim diye yazmıştım
Lumia 800′ü kullandıktan sonra “Tile” mantığını çok sevdim ve hemen bir Windows 8 kurdum. Sonrasında aklıma daha önce iOS için yazdığım iEczane’yi neden Windows 8 için yazmayayım dedim.
Bu süreç sonrasında önümde 2 seçenek vardı. (ya da 3
) Ya XAML+C# ya da HTML+CSS+JavaScript olacaktı. JavaScript tecrübemi göze alınca direk 2. seçeneği yani HTML+CSS+JavaScript’i tercih edip WinRT ve WinJS ile yola çıktım. Birçok Build 2011 ve Microsoft videosu izledikten sonra artık kod yazmaya gelmişti sıra. Bu noktada Microsoft’un bloglarını ve dökümantasyonunu takdir ederek takip ederek uygulamamı geçtiğimiz aylarda yayınladım.
Aslında uygulama henüz istediğim kıvamda değil, hatta yorumlarda bir hayli eksikliklerden de bahsediliyor ama bu bir öğrenme süreci olduğu için kullanıcıların affına sığınıyorum, zira iEczane’yi iOS’ta olduğu gibi burada da ücretsiz devam ettirmeyi düşünmekteyim. Bu nedenle şu an için eksiklikleri anlayışla karşılayabileceğinizi düşünmekteyim.
Uygulamaya http://apps.microsoft.com/webpdp/tr-tr/app/ieczane/8de10812-b1c9-4fe3-98ae-7b9f6fcf03b3 adresten ulaşıp indirebilirsiniz.
Geliştirme ortamından biraz bahsetmek gerekirse uzun zamandır mesafeli olduğum Visual Studio 2012 üzerinde WinJS ile JavaScript diyebilirim. Aslında Visual Studio 2012 ile Microsoft JavaScript severlerin resmen kalbini çalmış da diyebiliriz
Ayrıca geliştirme sırasında daha önceden kullandığınız HTML5, CSS ve JavaScript bilgileri ile JQuery gibi kütüphaneleri de kullanabilmek gerçekten süper bir deneyim. Gerçi WinRT kısmında dahili bir veritabanı olmaması hayal kırıklığı yatarmadı da değil. Sonradan SQLite Windows 8 desteğini açıklasa da şu saat itibari ile henüz JavaScript’ten SQLite’a bağlantı kurabilmiş değilim.
Neyse işin özü ben Windows 8 platformuna ve getirdiklerine bir hayli güvenmekteyim. Umarım ilerleyen dönemde yeni uygulamalar ile Türkiye Uygulama Marketine daha fazla katkı sağlarım
15 Nis
Geçtiğimiz ay ESRI’nin geleneksel düzenlediği Developer Summit (Geliştirici Zirvesi/Toplantısı) için Amerika / Kalifornia’nın Palm Springs kentine 6 günlük bir ziyaretim oldu. Daha önce 2008 senesinde katıldığım DevSummit sonrasında 2010′da Kalifornia’ya gitme imkanım olmuş ama 2010′da konferansa katılamamıştım. Bu sene tekrar kısmet oldu ve “Developing Native Applications with JavaScript” isimli sunum ile konferansa katılma imkanım oldu.
Malum Amerika’ya Türkiye’den gidiş bir hayli zahmetli olmakta, gidiş bir günü neredeyse buluyor. Bu sefer de çok farklı olmadı. Hatta THY sağolsun dönüşüm ekstra eziyetli geçti ki bu ayrı bir blog konusu olacak, bekleyin derim
Konferans öncesi 1 gün adaptasyon (jetlag’i atmak için) boş günümüz vardı ve bu günü değerlendirelim istedik. Kalifornia’nın yoğun olmayan kısımlarında toplu taşıma pek kullanılmadığı için tek seçeneğimiz araç kiralamaydı. Uçaktan iner inmez tekrar havaalanına gitmeyelim diye 1 günlük arabamızı kiraladık. Her ne kadar Dodge reserve etsem de şansıma Ford Fusion çıktı. İlk başta hayır desek de sonra arabanın Türkiye’deki modelden farklı olduğunu görünce kabul ettik. O gece çok uyuyamasak da jetlag’den dolayı sabahına yollara düştük. Zira bulunduğumuz yer olan Palm Springs’te Apple Store yoktu
Bu nedenle en yakın Apple Store’un olduğu Palm Desert kasabasına gittik. Apple Store’da Apple bağımlılığım için gerekli malzemeyi (iPad 3 – bir başka yazı konusu) aldıktan sonra yakındaki başka bir Outlet’e giderek diğer alışveriş ihtiyaçlarımızı da karşılayıp arabamızı iade ettik. Sonrasında otele dönüp bir sonraki gün başlayacak olan konferans için uykumuzu almaya çalıştık.
İlk gün açılış gerçekten muhteşemdi. 2008′de gelen yazılım geliştirici sayısı 800 iken bu sene 1700 idi. Öyle ki açılışı ayakta izleyen çok fazla insan vardı. Bu konferansı bu kadar çok sevmemin sebeplerinden birisi de katılımcıların büyük çoğunluğunun CBS ile ilgilenen yazılımcılar olması
Ayrıca ESRI’deki geliştiricilerle de direk olarak ulaşabilmek güzel bir imkan.
Neyse gelelim ESRI’nin gelecek ile ilgili vizyonuna:
* Konferansın belki de en önemli konusu “Bulut Bilişim”di. Hatta öyle ki 2.gün olan “Keynote” konuşmasında “Steve Riley” “Bulut Bilişim” hakkında konuştu. Tabi konu bu olunca en fazla konuşulan konu da ArcGIS Online oldu. Konferans vesilesi ile bir adet “ArcGIS Online” beta kullanım hakkına sahip olduk, inşaallah ilerleyen zamanlarda bu konu ile ilgili de yazabilirim. Aslında tüm dünyada önemli bir trend olan bu konunun CBS konusunda da trend olması kaçınılmazdı. Zira kaynakların efektif kullanımı düşünülünce Bulut CBS çok mantıklı bir çözüm oluyor. Kullanmadığınız kaynaklara para vermek ya da onları yönetmek zorunda değilsiniz. Tabi bu konunun en büyük eksisi verilerinizin uzaktaki (hatta yurtdışındaki) bir sunucu tutulması ne kadar kanunlara ya da ülkemiz kurallarına uygun.
* Konferansın diğer trend konusu ise mobildi. Mobil ile ilgili o kadar çok oturum vardı ki bazıları arasında tercih yapmak durumnda kaldım. Hatta konferansın videoları yayınlanırsa izleyeceğim birçok oturum daha var diyebilirim. Mobil olarak ESRI şu anda iOS, Android ve Windows Phone’a direk destek verirken, diğer mobil platformlara da Flex ve Javascript ile destek vermekte. Bu arada katıldığım iOS ve Windows Phone oturumlarında SDK’yı yazan kişilerle konuşma imkanı bulup bizim geliştirdiğimiz uygulamalar ile ilgili kafamızdaki soruları tartıştık. Bu arada bu konferansta kurum olarak bir toplantıda ESRI Mobil Geliştirme Ekibi başındaki David Cardella ile de tanışma imkanı bulduk.
* Yukarıdaki 2 konu harici diğer bir trend konu ki benim en çok sevdiğim alan olan HTML5′ti. HTML5 ile yapılan ya da yapılabilecek örnekleri gördükçe insanın geleceğin neden HTML5′te olduğunu anlaması zor gelmiyor.
* Bu arada konferansta Mansour Raad’ın 2 oturumuna katıldım. Bu adam kesinlikle stand-up yapmalı dedim
Sizlerle de videolar yayınlanınca bunları paylaşmak isterim. Kendisi bir çok alanda guru bir yazılımcı olmakla birlikte, konferansta Flex ve HTML5 konusunda uygulamalar hakkında konuştu.
* Son olarak konferans uzun zamandır gerek Twitter gerekse Bloglardan takip ettiğim kişiler ile tanışmak bakımından faydalı oldu. Özellikle CBS Gurusu Dave Bouwman ile tanıştım ki kendisi benim sunuma da gelip soru sorarak oturumu şereflendirdi
Neyse daha anlatacak çok şey var ama daha fazla uzatmadan sonuca bağlayayım diyorum.
Sonuç olarak benim için ne kadar yorucu da olsa çok verimli geçen bir konferanstı diyebilirim. Birçok oturuma katılıp bir çok kişi ile paylaşımda bulunmak ve ESRI gelişticileri ile direk temasta bulunmak güzeldi. Ayrıca ArcGIS Online ve ArcGIS 10.1 Beta programlarına da kayıt olarak yeni nesil sistemleri test edebilmek güzel bir deneyim olacak diye düşünmekteyim.
Umarım CBS yazılımcısı olan herkese bu konferansa katılmak bir gün nasip olur.
12 Mar
Uzun zamandır anlamsız bir yoğunluktayım. Üzerimde olan birçok işin hata düzeltme kısmında olduğumdan dolayı belki de ortaya bir ürün yok gibi görünmekte. Neyse geçtiğimiz ay Amerika’dan gelen bir arkadaşım sayesinde Nokia Lumia 800′ü edinme fırsatım oldu ve bununla ilgili kısa da olsa yazmak istedim.
Bilen bilir “Apple Fan Boy” olarak bilinen, hatta bazen iAlper olarak da çağrılan benim kullandığım tek telefon iPhone olmadı. iPhone’a bu kadar kendimi kaptırmadan önce birçok telefonu kullandım. Hatta kısa bir geçmişe de gitsek iyi olabilir.
98 yılında ilk telefonum Motorola Startec idi, formuna bayılmıştı ve bu nedenle Telsim hat bile almak zorunda kalmıştım. Sonrasında Nokia kullansam da en son Sony Ericsson ile devam kararı aldım ve uzun yıllar böyle gitti. Arada tezimden dolayı Windows Mobile kullansam da telefon olarak kullanmayı hiç istemedim. Telefonda bir Windows bana hiç mantıklı gelmemişti. Düşünsenize konuşmanızın ortasında mavi ekran
Neyse işin geyik kısmını geçersek bir süre “Basmatik” PDA ve telefonlar vardı ve ben bunlara hep hayır dedim. Sonrasında olan oldu ve Steve Amca iPhone’u tanıttı. iPhone çıkışından 9-10 ay sonra Amerika’dan getirtme imkanım oldu ve o andan sonra artık iPhone’a bayılmıştım. 2009 yılında askere gidene kadar en uzun kullandığım telefon (1.5 sene) iPhone oldu. iPhone öncesi telefon değiştirme periodum 6 aydı. Askerlik sonrası iPhone’umu kardeşime kaptırdığımdan kendime yeni bir iPhone alayım derken biraz bekleyeyim de yenisini alırım diyerek erteledim ve bu arada Nokia 5800′ı bir süre kullandım ve gerçekten Symbian’dan nefret etme derecesine geldim. Bir telefon geek bir insan için bile bu kadar zor olamazdı. GMail üstünden kontak listemi senkronize etmek bu kadar zor olamazdı diye düşünmedim değil. Sonrasında Google’ın hediye Nexus One ile Android günlerim başladı. 8 ay kadar Android kullandım ve bu period’da gene aklımda hep iPhone vardı. Bu arada iPhone 4 çıkmıştı ama ekonomik nedenlerden dolayı edinemiyordum
Sonrasında iPhone 3GS edinme imkanım oldu ve tekrar iOS’a geri döndüm. İlk dediğim şey “Ohhh be” olmuştur sanırım
Gerçekten o kadar Akıllı telefondan sonra hem uygulamaların hem de telefonun arayüzünün rahatlığı beni tekrar mest etmişti. Aradan aylar geçti ve merakla beklediğim başka bir Mobil İşletim Sistemi olan WebOS’a sahip Palm Pre 2 telefonum HP’den hediye olarak geldi. Web OS developer olarak işletim sistemi güzel olsa da gerek telefonun tasarımı gerekse uygulamaların eksikliği ve arayüz sorunları nedeniyle Palm Pre 2′yi sadece 2 gün kullanabildim. Bu senenin başında artık iPhone 4S çıkmış ve ben de bir adet edinmiştim. 4S sonrası iOS’un gerçekten iyi yol aldığını gördüm. Gereksiz detaylardansa kullanıcı arayüzüne ve kullanılabilirliğe sonuna kadar destek vermek Apple için neredeyse olmazsa olmazdı. Hız ve ekran kalitesini yanında diğer telefonlarda olmayan uygulama çeşitliliği iPhone 4S’in niye bu kadar başarılı olduğunun bir ispatıydı. Aşağıda mobil geliştirme ortamı için elimde bulunan mobil cihazların bir resmine de ulaşabilirsiniz.
Neyse iPhone 4S’in gelişinden 1 ay sonra da Nokia Lumia 800′e kavuştum ve hemen kullanmaya başladım. İlk izlenimlerin neredeyse iPhone kadar kolay bir işletim sistemi olmasıydı Windows Phone 7.5′in. Neredeyse diyorum çünkü basitleştirme işlemini Microsoft biraz fazla abartmış ve detaylar yok denecek kadar eksik. Arayüz konusunda ise muhteşem iş çıkardıklarını düşünüyorum. Özellikle Windows 8′de de çok fazla kendinden söz ettiren Metro UI gerçekten farklı bir deneyim sunuyor insana. Gelecekte daha da farklı kullanımlarının olacağını düşündüğüm arayüz gerçekten beni şaşırttı. Zira iOS sonrası bu kadar rahat kullandığım tek arayüzdü diyebilirim. Bence Android’in bundan biraz ders çıkartması gerek diye düşünmekteyim.
Aslında uygulamalar konusunda konuşmak için çok erken zira henüz 50 Bin civarında olduğu söylenen uygulamalar ne iOS ne de Android gibi çeşitli. Ama çıkan uygulamaların bir çoğu gerçekten iyi bir deneyim sunmakta. Örneğin neredeyse her ortamda (Blackberry hariç) kullandığım Foursquare uygulaması hiç bu kadar keyif vermemişti. Metro arayüzü gerçekten uygulamaya iyi entegre edilmiş ve kullanılmıştı. Ama yukarıda da bahsettiğim gibi bazı detaylara yer verilmemişti. Ayrıca Nokia Drive uygulaması ile ücretsiz olarak navigasyon yazılımına ulaşabiliyorsunuz ki bu güzel bir özellik. Neredeyse tüm dünyanın haritalarını ücretsiz indirebiliyorsunuz.
Donanım konusunda ise Nokia kalitesini tartışmanın lüzumu bile olmadığını düşünüyorum. Ayrıca Nokia kullanıcıları düşünerek kutunun içine telefonu korumak amacıyla plastik bir de kılıf koymuş. Hız olarak ise gayet hızlı bir cihaz olduğunu düşünüyorum, gerçi başka bir Windows Phone telefon kullanmadığım için bu kıyas ne kadar mantıklı gelir bilemiyorum tabi
Sonuç ne diye soruyorsanız, 2 gün Nokia Lumia 800′i kullandıktan sonra uygulamalarda istediğim çeşitliliği, kullanılabilirliği yakalayamadığım ve iOS üzerinde geliştirme yaptığım için iPhone 4S’e tekrar geri döndüm. Ama şu ana kadar iOS’a en yakın bulduğum ve kullanabilirim dediğim cihaz Lumia 800 oldu. Ayrıca vakit bulduğum bir anda geliştirme ortamı olarak de Windows Phone’u test etmek istiyorum.
Eğer Nokia ve Microsoft, Türkiye pazarını hor görmeyi bırakıp telefonlarının satışını ülkemizde de yaparlarsa masalarda iPhone ile beraber Lumia’ları da aksesuar olarak göreceğimizi düşünmekteyim
4 Oca
Artık eskisi gibi yazamıyorum. Vakit bulamıyorum dersem yalan olur. Yazmak istediğim çok fazla konu var fakat bu yazılarda klavyemden dökülecekler biraz tepki çekebilir diye çekiniyorum. Ama gene de alanım olan Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) konusunda birazcık da olsa birşeyler yazmak istiyorum.
2002 yılında aldığım ilk ders ile CBS’ye girişimi yaptım. Senelerdir bilişim ile uğraşmanın verdiği heyecanla CBS yeni bir alan olarak karşıma çıktı. Haritalar ve uydu fotoğrafları ile mekanlara ve belki de olaylara yukarıdan bakıp, resmin geneline bakmayı öğrendim. Sene 2011 ve hala bu sektörde heyecanımı koruyarak çalışmaya çalışıyorum. Çalışmaya çalışıyorum çünkü Türkiye’de her sektörde olduğu gibi bu sektörü de kendilerini BALON gibi şişirip farklı tanıtan yüzlerce (belki de binlerce) kişi doldurmaya başladı. Kim bunlar derseniz; CBS’ye “ci bi es” diyenlerden tutun da 1-2 defa ArcGIS ya da MapInfo gibi yazılımları açanlara kadar liste uzar gider.
Twitter’da gördüğüm bir yazı çok hoşuma gitmişti :
“Dünyanın temel sorunu, budalalar ve fanatikler kendilerinden hep çok eminken, bilge insanların şüpheyle dolu oluşu” -Bertrand Russell.
Türkiye’de her sektörde olduğu gibi CBS sektöründe de bir “UZMAN” furyası devam ediyor. Herkes CBS Uzmanı, herkes bilirkişi! Lafa gelince mangalda kül bırakmayan kişilerin yaptıkları işlere bakınca nedense dumanları bile tütmüyor. Ama reklamlarını öyle yapıyorlar ki Google Maps ile rakip bile oluyorlar. İşte anlayamadığım nokta bu. Şu an Google Maps ya da Facebook benzeri web uygulamaları yazmak zor değil, hatta çok kolay diyebiliriz ama bir Google ya da Facebook olmak da sadece yazılım ile olmuyor. Arka plana 2-3 sunucu koyarak Google Maps’e rakip olmak bana çok ama çok komik geliyor. Ayrıca bir de Açık Kaynak Kütüphanelerin (örneğin OpenLayers) “Find-Replace” ile “namespace”lerini değiştirip API yazdık demek de ne kadar “Etik” oluyorsa! Sektörde yazılımcı olarak ben de Açık Kaynak kodlardan/kütüphanelerden kullanıyorum ama hiçbir zaman da çıkıp hepsini yazdım demiyorum. 2009 yılında ESRI DevSummit Mashup Challenge’da birincilik aldığım ödülde bile kullandığım kütüphaneleri döküman dosyamda belirttim ve yazanlara teşekkür ettim.
Neyse uzun zamandır yazmayıp yeni yılın ilk yazısını böyle şeylerle doldurduğum için kusura bakmayın, ama biraz kendimi de rahatlatmam gerekiyordu
Herkese yeni yılın mutluluk, sağlık ve huzur getirmesi dileklerimle yazımı sonlandırırken; yeni yılda günlüğüme daha da önem vermeyi planlıyorum. Hatta iOS için Native uygulama geliştirmek yerine PhoneGap’e geçişim ve bununla ilgili yazılarımı da yazmayı planlıyorum.
24 Eyl
Uzun zamandır gene sessiz kalan günlüğümü uzun zamandır üzerinde çalıştığım mobil (iPhone/iPad) uygulaması ile canlandırmak istedim. Bir süredir FourSquare‘i telefonumda kullanıyordum ve “crowd-sourcing” olarak adlandırılan insanların kendi çevrelerindeki verileri sisteme girmesine dayanan düzen ile FourSquare’in sağlam bir veritabanı oluşturduğunu gördüm. Zaten daha önceden elimde bulunan 35.000 civarındaki mekan verilerini www.mekanrazzi.com adresinden yayınlamaktaydım ama veriler hem az hem de güncel olmadığı için anlamını kaybetmişti. Bu nedenle aklıma FourSquare API’sini Mekanrazzi üzerinden yayınlamak aklıma geldi. Tabi bunu webden yapmak yerine mobilden yapmanın daha mantıklı olacağını düşünerek öncelikli olarak iOS platformunu tercih ettim.
Yaklaşık 2 aylık bir projenin ürünü olan Mekanrazzi mobil uygulaması ile FourSquare üzerinden kullanıcıların çevresindeki mekanlara ulaşabilir, yol tarifi alabilir, bu mekanlar hakkındaki yorumlar ve fotoğraflara ulaşabilirsiniz. Ayrıca FourSquare üzerinden yapılan “Check-in”lere ulaşarak “Trend” olan mekanları da uygulama aracılığı ile görüp nereye gideceğinize fazla düşünmeden karar verebilirsiniz. Ayrıca uygulamayı kullanmak için FourSquare kullanıcı adına da gerek bulunmamaktadır. Böylelikle bilmediğiniz bir şehre ya da çevreye gittiğinizde etrafınızdaki popüler mekanları görebilir, kullanıcıların yorumlarını okuyup ona göre ne yiyeceğinize ya da nereyi ziyaret edeceğinize rahatça karar verebilirsiniz.
Mobil uygulama iOS platformunda “Universal” olarak tabir edilen hem iPhone hem de iPad ortamında tek isimle App Store’da görücüye çıktı.
Uygulama şu an için aklımda olan bazı özellikleri henüz eklemediğim için FourSquare’in Türkçe versiyonu gibi görünse de ilerleyen zamanlarda yeni özelliklerle kullanıcılara daha fazla imkanlar sunacaktır.
Mekanrazzi web sitesi de yakında mobil uygulamadan gelen veriler ile Türkiye’deki mekanların istatistiğini tutan bir site olarak hizmet verecektir. Şu an için sizlerle sadece ekran görüntülerini paylaşacak olsam da ilerleyen zamanlarda uygulama hakkında farklı haberler duyacaksınız
Uygulamayı indirmek için : http://itunes.apple.com/tr/app/mekanrazzi/id465263327?mt=8
Ekran görüntüleri :





30 Haz
Uzun zamandır blogda yazmaya ara vermiştim. Gerek iş gerekse özel hayatımın yoğunluğu nedeniyle en başta blog olmak üzere bazı şeyleri arka plana atmak durumunda kalıyorum. Aslında bir süre daha yazmayabilirdim ama bugün sabah e-posta kutumda beklemediğim bir gelişme oldu ve Google+’a davet edildim. Malum Google Qualification Programında “Proctor” olarak çalışıyor olunca davetiye mi de unutmamışlar.
Neyse sabah biraz kullandıktan sonra izlenimlerimi paylaşmak istedim. Tabi etrafımda Google+ kullanan fazla olmadığı için tam bir sosyal deneyim demek yanlış olur. Bu arada Google+ davetiyeleri bir süre daha kısıtlı dağıtacakmış. Eğer davetiyeler açılırsa, yorum yazanlara elimden geldiğince dağıtmaya çalışacağım.
Artık Google araç çubuğumda en üst solda “+Alper” butonu çıkıyor. Bu butonla beraber Google Plus’a geçiş yapıyoruz. Açılışta aşağıdaki gibi bir görüntü ile karşılaşıyoruz.
Aslında tasarım olarak Facebook’a çok benzese de onun kadar karmaşık gelmedi bana. Google+’ı 4 ana başlık altında özetleyebiliriz :
Görüldüğü üzere Google daha önceki sosyal denemelerinden pay çıkarmış olmalı ki tekrardan böyle bir olaya girdi. Aslında genel olarak Facebook kullanan birisi neden bunu kullansın diyebilirsiniz. İşte o noktada benim düşüncem Konular (Sparks) ve Mobil başlıkları Google+’ı öne çıkaracaktır olacaktır. Google Konular (Sparks) ile kendi uzmanlık alanı olan web aramayı size ilgi alanlarınız dahilinde getiriyor ki bence güzel bir özellik. Ayrıca +1 butonu da Google+’a direk entegre edilmiş durumda. Bu da geleceğin Web’i olarak nitelendirilen Web 3.0 için güzel bir başlangıç gibi duruyor. Artık çöpe dönmeye başlayan webi kişiselleştirmezsek kaybetmemiz çok da uzak değil.
Mobil ise Google’ın Android ile yükselişe geçtiği ve Web 3.0′da adından çok söz ettirecek bir platform ve Google+’da direk olarak buna entegre çalışıyor. Çektiğiniz resimler direk olarak yükleniyor ya da arkadaşlarınız ile anında mobilden mesajlaşabiliyorsunuz.
Aşağıda başka bir ekran görüntüsü görüyorsunuz, yukarıdaki kişi listesinden isimleri dairelerin üstüne bırakarak arkadaş gruplarınızı (circles) oluşturabiliyorsunuz.
Şimdilik anlatacaklarım bu kadar, biraz daha kullanıp deneyimlerimi ileride daha detaylı paylaşacağımı umut etmekteyim.
İlgili video :
9 Nis
Uzun zamandır bu konuda yazmak istiyordum ama bir türlü yoğunluktan fırsat bulamıyordum ama artık zamanın geldiğini düşünüyorum. Eskiden Flash ile ArcIMS tabanlı CBS uygulamaları geliştirdim ve o zaman için de destekledim ama gün geçtikçe tarayıcılar hızlandı ve yetenekleri arttı. Sonra Microsoft Adobe’a ve Flash’a karşı bir hamle ile Silverlight’ı çıkardı. İlk başta güzel olabilir diye düşünsem de plugin istemesi nedeniyle pek yaygınlaşamayacağını düşündüğümden Silverlight’a da pek şans vermedim. Sonra ne oldu Google rakiplerine karşı bir standartı destekledi ve HTML5 ön plana çıkmaya başladı. Tarayıcı işine girerek Chrome’ı çıkarttı. Javascript motoru V8′i yazarak Javascript’e yeni bir yön verdi. Bu destek sonrasında diğer tarayıcılar da sırası ile HTML5′e arka çıkmaya başladılar. Öyle ki Microsoft bile bu rüzgara karşı duramadı ve geçtiğimiz ay çıkarttığı tarayıcısı Internet Explorer’ın 9. versiyonun kısmen de olsa HTML5′e destek verdi. (kısmen olayını başka bir yazıda yazarım
)
Bu arada iPhone ve iPad ile diğer şirketleri sollayan Apple’da Flash’a ve Silverlight’a karşı HTML5′i destekleyeceğini ve iOS cihazlarda kesinlikle bu pluginleri çalıştırmayacağını söyledi ki sonrasında yeni nesil MacBook’larında Flash öntanımlı olarak bile kurulu gelmemeye başladı. Hatta internette yapılan testlerle Flash çalışmayan MacBook’lar çalışanlara göre 2 saat daha uzun pil ömrü vaadediyordu.
Yıl 2011 olduğunda rekabet daha da hızlandı ve neredeyse tüm tarayıcıların son sürümleri HTML5 desteğine kavuştu. Artık Flash ve Silverlight’ın varlığı sorgulanmaya başlandı ki bu noktada ben de özellikle CBS konusundaki çalışmaları görünce birşeyler yazmak istedim. Daha önceki yazılarımda da belirttiğim üzere burada yazdıklarım benim şahsi görüşlerimi belirtmektedir.
Bilindiği üzere Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) Google Maps’in verdiği ivme ile daha hızlanmış ve teknolojiler Google Maps’i destekler bir hale gelmiştir. Google Maps ile hayatımıza giren kayan haritalar ile masaüstü deneyimine yakın bir ölçüde web harita uygulamaları geliştirilmeye başlandı ve kullanıcılar da gerek lisans gerekse program kurma zahmetinden kurtuldukları için bu yeni nesil web tabanlı CBS uygulamalarını tercih ettiler. Ama bu uygulamalar yukarıda bahsettiğimiz 3 farklı teknoloji ile geliştirilmeye başlandı ve Flash/Silverlight ile geliştirilen uygulamalar son kullanıcılara plugin kurma gerekliliği getirdiler. Bu durum hem uygulamalara zenginlik getirmiş olsa da Türkiye’de özellikle ESRI’nin geliştirdiği standart Flex/Silverlight şablonları ile yapılan birbirine benzer onlarca uygulama ortaya çıktı. Ayrıca Flash birçok bilgisayarda kurulu olsa da Silverlight’in kurulu olmaması insanları kurulum yapmaya zorluyor. Ayrıca halka hitap etmesi gereken belediye kent rehberi gibi uygulamaların da Silverlight benzeri teknolojiler ile geliştirilmesi bana garip geliyor. Hazırlanan uygulamalardaki özelliklerin neredeyse tamamı HTML ve Javascript ile de yapılabiliyorken neden ekstra eklentilere ihtiyaç duyalım.
Gelecek Google ve Apple’in önderliğinde HTML5′e doğru giderken, Microsoft ve Adobe’da bunu görmüşken hala neden eklentili gerektiren uygulamalar geliştiriyoruz? İşte kendimize sormamız gereken soru bu.
İlerleyen günlerde HTML5 ile ilgili yazılara devam etmek dileklerimle.